Şu an giriş yapmadınız ya da
YENİ! Yazı :  Sokaklarda Dolaşan Tarihçi: Belgesel Fotoğrafçılık
2012-03-15 00:00


Belge, bir gerçekliğe tanıklık eden döküman demektir. Belgesel ise belge niteliği taşıyan anlamına gelir. Bu durumda belgesel, gerçeğin kendisine ulaşmanın ve o gerçeği kavramanın yolu olarak görülebilir.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun. Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.


Belge, 'bir gerçekliğe tanıklık eden döküman' demektir. Belgesel ise 'belge niteliği taşıyan' anlamına gelir. Bu durumda belgesel, gerçeğin kendisine ulaşmanın ve o gerçeği kavramanın yolu olarak görülebilir.

Belgesel fotoğrafçılığın tarihi, fotoğrafın tarihiyle yaşıt sayılabilir. Şöyle ki; Joseph Nicéphore Niépce tarafından 1826 yılında çekilen ve tarihin bilinen ilk fotoğrafı olan 'View from the Window at Le Gras' isimli fotoğraf, aslında tarihin ilk fotoğrafının çekilişine doğrudan tanıklık eden ve bu gerçeği doğrudan yansıtan en önemli belgedir.







Fotoğrafın tanıklık ettiği gerçeği anlatırken görsel bir biçim kullanıyor oluşu, belgesel fotoğrafı inceleyen kişiye salt gerçeği görmek ve onu yorumlamak imkânı sağlar. Bu durum fotoğrafın anlatımına olan güvenilirliği arttırır. Bu durumun karşısına koyulabilecek mantıklı düşünceler de vardır. Fotoğraf makinesi, vizörün o anda baktığı yeri görmemezlikten gelemez. Fakat fotoğrafı çeken kişinin, fotoğrafı çekerken kadraja, netliğe ya da farklı bir duruma etki etmesi, fotoğrafın gerçekliği çarpıtmasına sebep olabilir. Bu yüzden belgesel fotoğrafçının, tanıklık edilen anı daha güzel, daha anlamlı, daha farklı anlatması değil, fotoğrafıyla salt gerçekliğe ulaşabilmesi beklenir. Bu konuya olan genel bakışı, belgesel film yönetmeni ve yapımcısı Paul Rotha ‘nın şu sözlerinin yansıttığı söylenebilir:”Güzellik belgesel için en büyük tehlikelerden biridir.”







Belgesel fotoğrafın, gerçekliğin çarpıtılmış hâli karşısındaki duruşundan bahsederken, elbette günümüzde çekim aşamasında bile rötuş yapmaya olanak sağlayan DSLR fotoğraf makineleri ya da fotoğrafları çekmekten başka her şeyi yapabilen Photoshop programlarını dikkate almıyorum.

Buraya kadar bahsettiğim gibi belgesel fotoğraftan genel beklenti, onun yalın fotoğraf olması yönündedir. H. Cartier Bresson ‘nun da fotoğrafa olan yaklaşımı bu yönde olmalı ki çektiği fotoğrafları hiçbir zaman rötuşlamamış, olduğu gibi basmıştır. Yine de ben, belgesel fotoğrafın bir takım önyargılar ile düşünülmemesi gerektiğine inananlardanım. Yani, bence çekilen her fotoğraf kendi gerçekliğinin tanığıdır. Çekilen fotoğraf fotoğrafçının duygularını taşıyor olabilir, fotoğrafın sahip olduğu kadraj bir takım gerçeklikten saptırmalar içeriyor olabilir. Yeni doğmuş çocuğunun fotoğrafını çeken bir baba, çektiği bu fotoğrafla geleceğe tarihi bir belge bırakmıştır. Bu belge fotoğrafın çekildiği anın duygularını, ve oluşlarını, yani gerçekliğini geleceğe taşır. Bu durum, ülkesinin savaş fotoğraflarını çeken bir fotoğrafçı için de tam anlamıyla geçerlidir.







Fotoğrafın belgesel oluşunu, onun objektif oluşuna bağlamak, fotoğraftan ne beklendiğiyle alâkalıdır. Ben fotoğrafların insanların kişisel tarihlerinin, yani tam olarak insanlığın tanıkları olduklarını düşünüyorum. Her gün sokaklara dağılıp çektiğimiz binlerce fotoğraf ile, geleceğe bir ‘an’ın ruhunu, gerçekliğini bırakıyoruz. Sokaklarda kendi gözümüzden tarihi belgeliyoruz.

Fatih Öztürk

 

Henüz yorum yapılmamış
İlk yorum yapan siz olun. Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
YENİ! Duyuru :  Misafir Bloggerlar Aranıyor
YENİ! Yarışma :  Çatı
YENİ! Yazı :  Zenit Kullanımı
YENİ! Yarışma :  Analograf Yarışma, Siyah Beyaz
YENİ! Yazı :  Fotoğrafa Pan Bakmak
YENİ! Yazı :  Siyah Beyaz Fotoğraf
YENİ! Etkinlik :  Şip-Şak Analograf Hatırası
YENİ! Yazı :  4 Mevsim Fotoğraf
YENİ! Yarışma :  Analograf Yarışma, Gökyüzü
YENİ! Yarışma :  Analograf Yarışma, Geometri
YENİ! Yazı :  Siyah-Beyaz Film Banyosu
İpucu :  Su Altı Holga
Etkinlik :  Analograf Galeri
Yazı :  Blackbird, Fly
Yazı :  Agfa?
Duyuru :  Sen de yaz!